14 Ekim 2007 Pazar

TERÖR !

Mübarek Kadir Gecesi...

-Alo, baba merhaba
-Merhaba oğlum
-Kadir Gecen mübarek olsun
-Sağ ol oğlum, seninde mübarek olsun
-Ne var ne yok, nasılsınız ?
-Nasıl olalım be oğul...
.....(sesizlik)
-hayırdır babacı..
-Dünden beri kötüyüm,
(ses titrek ve zayıf)
-Hayırdır babam, ne oldu ?
-Hayır mı?
.....(içimde bir ürperti, kalp rahatsızlığı arttı mı acaba ? İyi olduğunu söylemişti,dün iyi idi. Neydi gördüğün o rüya ?)
-Babam ne oldu, ne var ?
.....(amca kızı, kesin amca kızım, kanser! Metestaz gelişti, Allah'ım...)
-Daha ne olsun be oğlum, 13 can daha gitti! (ses hafif ağlamaklı)
.....(oh! mu çektim ? ...bir el buz gibi bir el, nasıl ki internetten haberi okuduğunda şehitlerin, sırtımda dolşan O el şimdi kalbimi sıkıyor!)
-....sessizlik
-Oğlum nasıl bir gaflettir bu, yandı yine bir yerler,çok yerler....
-Evet babacım,evet. Maalesef...
-Ne bekleniyor, kim neyi bekliyor ? Evlatlar gitti...
.......

Öfke...

Asker emeklisi bir babanın oğlu, babasının elinden geçen onlarca genci düşünmekte. Babam nicelerini gördü. Nicelerini terhis etti,niceleri tekrar geldi. Düşünmek boğuyor..."Kim bilir kaçı gözünün önüne geliyor!"

Öfke bulutu yükseliyor içimden, nefes almakta zorlanıyorum. Neye kızıdığımda birbirine karışıyor. Babamı üzen teröre mi, milletimi, biricik gençlerimizi alan teröre mi? Hepsi aynı, hepsi tek! İşte O, TERÖR!

Mantık hakimiyetini duygulara kaptırdımı sınırda, uçurumun kenarında dolaşıyorsunuz demektir.Yuvarlanmanızı engelleyecek tek şey, duyguların doğru karar vermesi değil, tekrar aklın ve mantığın hakim olmasıdır.

"Şiddet beceriksizlerin başvurduğu son çaredir!" Salvor Hardin.

Öfkeyi bastıracak, O kör çanavarı tatmin edecek en büyük gerçek şiddettir. Şiddet bir bakıma "onur"u tamir edecek tatmin duygusunu içerir. Bir histerinin kendisi normal değilken, histerik duygunun şiddet ile tatmini, normal,sağlıklı bir sonuç doğurabilir mi ?

İnsanların afyonu din değil devrimdir!

Birde toplum içinde hazırda duran kollektivistler varsa... Toplum histerisini ayaklandıracak örgütler! Odalar ve dernekler! (sivil toplum örgütleri mi? Güldürmeyin. Maalesef çoğu oligarjinin maşaları) Ya hala topluma doğru yönü çizdikleri sanısından kurtulamamış basın entellektüelleride yerinde duramıyorsa!

Düne kadar "iktidarı namlunun ucunda" gören kemalist(?)-sosyalist kamp, devrimciliği meslek haline getirmiş halk kurtarıcıları basın açıklamalarına başlar ise!

Haydi şiddete -teröre- çözüm bulunda göreyim...

Ve gerçekler...

Açıkçası kavramlar üzerinde uzlaşı şart mıdır bilmiyorum. Acizane gördüğüm ve telakki ettiğim o ki, ya kavramlara süper duygusal anlamlar yüklüyor ve sloganlaştırıyoruz yada hiç anlamını bilmeden dilimize dolayıp, persenk ediyoruz.

Mesela "bölücü terör" yada "bölücü terör örgütü"gibi,
Diğer ülkelerde benzer terör olaylarına "ayrılıkçı terör-örgütü" deniliyor.(Eta, İra gibi) Ayrılıkçı ile bölücü aynı manalarda mı ? Ayrılıkçı da tek bir bölünmeden bahsedilebilir,ancak "bölücü" dediğinizde ikiye ayrılmadan çok daha fazla bir ayrışmayı anlatmakta.Madem bizim ki "bölücü terör" bizde ona bakalım ve değerlendirelim.

Bölücü! Vatanın-milletin birlik ve beraberliğine düşman olan!
20 seneyi aşkın bir süredir devam eden terör bizi böldü mü ? Yada bölen-parçalayan terör müydü? Sağcı-solcu,laik-anti-laik,başörtülü-örtüsüz diye bölen terör müydü? Yada sosyal güvenlikte memur,ssk lı, bağ-kur'lu diye bölen?

Ya eşitlik-eşitlemecilik zihniyeti ile yetenekliyi, çalışkanı, zekiyi körelten yada yok farzettiren kimdi,neydi ? Terör mü ?

Yıllarca ülkeyi içine kapatan, ülke insanına, çok daha kaliteli ürünleri çok daha ucuza almayı lüks gören; "milli sanayi" korumacılığı ve yüksek gümrük duvarlarıyla içerdeki inhisarlara (tekellere) insanımızı peşkeş çeken zihniyeti terör mü besledi ?

Bağlantılı o kadar çok konu var ki, hangisine nerden başlamalı ? Önceliği çoğu yazar çizer sonuca ve teröre çözüme verdi. Anlayan anlamayan demedik hep konuştuk, yazdık.

"Eyi de sen kimsin ?" Bir garip eczacı! Ne anlarsın, ne edersin, ne eylersin ?
"Blog benim kardeşim. Sana ne ?"
Yazacağım işte, inadına, bir anlamayan daha yazsın diye!"

Terör nasıl engellenir? Engellene bilir mi?

Öncelikle terörle ilgili algımızı sorgulamalıyız.Terörü karşımızda duran izole edilebilir bir olgu olarak görmemiz, en büyük hatamız. Hatta bu yönde bölge halkına da büyük haksızlıklar yapıldı. “Halk desteği olmasa terör izole edilebilir, demek ki bir destek var” gibi yaklaşımlar bölge insanını suçlamaya yönelikti. Oysa ki terör bu ülkenin her bölgesinden her yöresinden insanımızı vuruyor.

İzole edilebilir bir olay olsa terör, zaten, karşınız da duran belirgin,düzenli bir düşman var demektir. Aynı bir virüs, bakteri yada mikrop gibi. Böyle olunca da ona karşı çok daha hızlı çözüm alabilecek çareler üretilebilir. Bizim gibi dünya da az rastlanır güçteki düzenli orduya sahip ülkeler böyle bir düşmanı yok etmekte hiç zorlanmaz. Ancak terör bir tümör yada kanser hücresi gibidir. Unutmayalım ki kanser hücresi insanın kendi hücresidir. Dışardan gelen bir mikrop yada virüs değildir. Ancak dış etkenler bu hücreyi rahatlıkla tetikleyebilir.

Bu durum İspanya, ABD yada İngiltere de de aynı. Özellikle ABD ve İngiltere etkin olarak önlem almaya çalıştığı nokta da pek çok sade vatandaşı mağdur etmiş ve hatta büyük infiallere sebebiyet vermiştir. Her insan için özgür olan yaşamsal alandan çıkıp eylem noktasına varıncaya kadar herhangi bir insanı “terörist” olarak nitelemek neredeyse imkansız. İşin en zor ve yıkıcı noktası da bu.

Başımızdaki PKK ile gelen terör belası terörist öldürmekle, etkin ve yetkin askeri mücadeleyle durdurulabilir, durultulabilir ancak yok edilemez. Terörist ve ele başları yok edilse dahi, terörü terör yapan en önemli etken "terörden beslenen sistem" çökertilmedikten sonra kalıcı bir çözüm, münferit bir kaç olayla sınırlı can yakmayan, can sıkan bir eylemlilik hali olarak sürüp gitmesi mümkün değildir.

Peki terörden beslenen sistem nedir ?

Bakın, çok uzun süredir bir Pkk terörü süreci yaşandı ve yaşanmakta. Hatta öncesi de var. Asala nın evrilmesiyle ortaya Pkk çıkmıştı. Asala terörü 70 lerin başında filiz verdiği düşünülürse 37 senelik geçmişi olan bir olaydan, terörden bahsediyoruz demektir. Böyle uzun bir süre içinde terör, sosyal bir düzen, bir ekonomik yapı ve bunlarada bağlı olmak üzere bir çıkar hiyerarşisi oluşturmuştur. Maalesef, ama kamuda ama özel sektörde ve hatta askeriyenin içinde bu hiyerarşiden beslenen, en tepeden en alt kademeye kadar uzanan bir kurum ve insan zinciri oluşmuştur.

Eskişehir de bir yüzbaşının evinde bulunan cephanelik, Diyarbakır da bir kamyonda ele geçen silahlar, tren vagonlarının patlama ile devrilmesi sonucu ortaya saçılan askeri malzeme, bize bir şeyler anlatmak istiyor gibi.Bu olayların basına yansıması, bilinir görünür olması ve zamanlama son derece manidardır. Bu saydığımız olayların tamamı Sayın GenelKurmay Başkanı Büyükanıt ın 12 Nisan 2007 açıklamasından sonra gerçekleşmiştir.

Asker, sistemin desteğinden yada oluşmuş sosyal ve ekonomik düzenden habersiz olabilir mi? Yada askeler bu sistemin tamamen dışında mıdır? Genel Kurmay istemedikten sonra ne Diyarbakır da araçta yakalananlar nede Eskişehir de bulunan cephanelik ev ortaya çıkmazdı. Burada askeriye içinde ki çürük elmaların bilindiğini ve bunlara da "dur" denileceğinin mesajı verilmiştir.

Ülke içinde oluşmuş teröre bağlı ekonomiden ziyadesiyle fadalananlar, terörün son bulmasını isterler mi ? Bu bir hainlik midir? Olabilir. Ancak bir gerçek, vakıadır. Teröre çözüm bu vakıanın kabülünden geçiyor...

Terör eylemlerinden hemen sonra bazı örgüt, oda ve dernekler basın açıklamalarında bulundu. Ne yazık ki pek çoğu itidalden uzak, sert; bir kısmı ise ard niyetliydi. Hatta aba altından sopa gösterip "ülkeyi karışıtırırız ha.." diyenler dahi vardı. Bu gruplardan bazıları CB seçimlerinden önce kendilerini "ulusalcı" olarak tanımlayanlardı. Açıklamalarının tümünde "hükümeti acizlikle" suçluyor, teröre destek verenlerin iş birlikçileri olarak hükümeti hedef gösteriyorlar.

Yaptıkları açıklamalardan çıkan tek sonuç var: terörün halledilebilmesi için ABD,AB ve İsrail e savaş ilan etmek!

Elbette açık bir dille bunu söylemiyorlar, ancak sundukları çözüm önerileri, eleştiriler başka bir çözümün kalmadığı yönünde bir sonuç doğuruyor. 95 te biten(?) terörün bu hükümetin yanlış tavrı, teröre uygun ortamı sağlaması, gevşek tutumu; hatta terörü tekrar hortlatacak odaklara karşı "cesaret veren" anlayışı ile tekrar filizlendiği iddiasını gündeme getiriyor. Yani, yani "demokratik ortamın sağlanması","Ab sürecinde yapılan reformlar","insanı araç değil amaç olarak görmek", "şiddeti son çare olarak düşünmek", hatta "Kıbrıs ta (güyya) tavizler vermek"!!!

Terör, demokrasinin gelişmesinden, kişisel hak ve özgürlüklerin artmasından;devletin,bürokratik-oligarşik-baskıcı devlet olmaktan çıkıp gerçek hukuk ve kanun devleti olma yolunda ilerlemesinden gıdalanmış,faydalanmış! Bunu böyle lanse edenler kim? Bakın Sayın Atilla Yayla hocam nasıl belirlemiş:


22 Temmuz seçimlerinin en ilginç sonuçlarından biri, ülkedeki Kemalist (sosyolojik) azınlığın gerçekten bir azınlık olduğunu idrak etmesini sağlamasıydı. Hâlen yaşadığımız birçok gerginlik bu "şok" gelişmenin Kemalist kesimde yarattığı travmanın psikolojik sonuçlarından kaynaklanıyor.


Seçimlerden önce ana-çizgi-medyayı kontrol eden bu azınlık AKP'nin iktidarı ya tamamen kaybedeceğine ya da daha kolay kontrol ve manipüle edilecek ölçüde zayıflayacağına inanmaktaydı. Adına "cumhuriyet mitingi" denen, ama evrensel cumhuriyet felsefesine tamamen ters görüşlerin ve taleplerin dile getirilmesine sahne olan meydan toplantılarından da aldığı hızla, bu medyanın organları, AKP'ye karşı bir kampanya yürüttü. Bu kesimin kurmaylarının anlamadığı, toplumda medyaya güvenin %10'larda gezindiği ve halkın medya tarafından yürütülen her kampanyada bir tersinden okuma yaparak sevk edilmek istendiği istikametin tersine yönelmesiydi. Bu sefer de böyle oldu ve hem bunun hem de sistem üzerindeki askerî vesayetin cumhurbaşkanlığı seçimi münasebetiyle örtüsüz ve kaba şekilde ortaya çıkmasının tesiriyle seçmenler medyanın istediğinin tam tersini yaptı.

Bu Kemelist azınlık şimdide terörü siyasete alet etmekte, seçimin ve CB nın hıncını-rövanşını almak peşinde. Haydi hayırlı olsun...

95 te terör bitti!

94 te ülke büyük bir ekonomik kriz yaşamış,DYP-CHP iktiderı 95 te son bulmuş,95-97 arası Refah-yol gelmiş, 28 Şubat süreci başlamış, 98 de Anayol hükümeti var ve dünya global krizi, hemen ardından Anasol-C hükümeti ve 99 nisanında üçlü koalisyon! 2001 de şubat ekonomik kirizi, her an ve dahi ekonomi sallanmakta. 2002 kasımda ise tek başına bir iktidar. Şu süreç içinde kim der ki: teröre ihtiyaç var diye.

Bu ülkenin 95-2002 arası, terör gibi belaya gerek duymadığı, zaten kendi kendini yediği, istikrarsızlığın her konuda hat safhada olduğu bir dönemi. Terör odakları kendilerini niye yorsun?

Bu ülke de terör ülkeyi bölmeye yönelik değildir, en azından direk amacı bu değildir! Bu ülkenin sosyal düzeninin sağlıklı işlemesine, ekonomisinin istikrarına, makus talihini yenmesine, 21. yüzyılın en güçlü ve müreffeh ülkesi olmasına, gerçek bir "HUKUK DEVLETİ"ne yürümesine engeldir. Terörün bu ülkede ki asıl amacı her yönden istikrarı yok etmek ve gelişmesini engellemektir.

Ülkenin istikrarına ve hukuk devleti olma yönünde ilerlemesine darbe vuran her tür söylem,eylem ve telakki teröre en büyük desteği vermektedir. Bırakın ABD nin veya başka dış güçlerin desteğini!

Terör en büyük desteği, yeniliğe kapalı, ilmini ve bilgisini kendisine put ihdas etmiş; entellektüelliğinin bekasını, misyonunun devamını statükonun sürmesinde gören, gürültücü ve fakat (maalesef) hakim azınlıktan almaktadır!


Hiç yorum yok: