27 Ekim 2007 Cumartesi

İstikrar, Ne İşe Yarar ?

Peki, Arsenal yıldızlarını birer birer elinden çıkarmasına rağmen nasıl böyle başarılı olabiliyor? Arsenal'in başına 28 Eylül 1996'da 'geleceğin menajeri' tanıtımıyla geçen Arsene Wenger, kısa sürede başarılı bir ekip oluşturdu. Takımını 1998'de ligin zirvesine taşıyarak Ada'da şampiyonluk kazanan Britanya dışından gelen 'ilk yabancı' oldu. Wenger'in sahaya yansıttığı oyun sistemi 'Arsenal matkabı' olarak tanımlanıyordu. Zira bu sistemde rakip defans zor durumda bırakılırken, orta sahada rakibe boş alan vermiyordu. Wenger, Arsenal'de 11 yılı devirirken; kombine oyun, teknik, hızlı oyuncular ve başarıya aç gençlerle adından sürekli söz ettirdi.
Wenger'in ilginç bir yönü ise; transfer politikası. Yaşı 30'u geçmiş oyunculara sadece mukavelelerinin bir yıl olmasını teklif ediyor. Bu şarttan dolayı Campbell, Pires takımla yollarını ayırırken, Henry ve Vieira'nın gidişinde bu sistemin etkili olduğu konuşuluyor. Ücretinde düşüşe razı olmayan Ashley Cole ise Chelsea'ye satıldı. Gençlere şans veren Wenger'in tek istisnası Hollandalı Dennis Bergkamp oldu. Wenger, Bergkamp'ı 36 yaşına kadar kadrosunda tutarak, futbolu bırakmasını iki yıl erteletti.
ZAMAN

Bizim futbol kültürümüz, hatta tüm yaşam felsefemiz açısından müthiş bir olaydır: " futbol takımının başında 11 yıl!"

Benim çokta beğenmediğim Gordon Milne, Beşiktaş ın başında 6 yıl kalabilmişti ve bu hala bir rekor! Gordon ile gelen istikrar üç yıl üstüste şampiyonluk kazandırmıştı BJK ya. Maalesef istenen "Avrupa da başarı" gelmemişti. Yinede istikrar bir başarı getirmişti.

Arsene Wenger 1949 doğumlu, 96 yılında Arsenal ın başına geçiyor. Arsenal o döneme kadar Liverpool ve Mancester in gölgesinde kalmış bir büyük. Wenger ile uzun süreli çalışmayı hedefleyen kulüp yönetimi, bu iki büyüğünde (özlellikle Mancester ın) hegomomyasını bitirmeyi istemektedir. Bütçe olarak çok daha güçlü Mancester karşısında en büyük handikapı statıdır. Statlarının kapasitesi düşüktür ve hasılat gelirleri arasında Mancester ile ciddi farklar oluşturmaktadır. (Yeni bir stat Emirates,Arsenal seyircisinin eski statlarına bağlılıklarından dolayı geçikmiş, Şu ingilizler ilginç insanlar vesselam)
Peki nasıl bir seçenek Arsenal i öne çıkarır ?

O seçeneği istikrarda gören Arsenal yönetimi Arsene Wenger ile uzun süreli çalışmayı aklına koyuyor ve genç teknik adamı takımın başına getiryor. Wenger 47 yaşında takımın başına geçip genç ve yetenekli bir kadro oluşturuyor. Kendisine göre çok daha fazla paralar harcayan rakiplerini geride bırakıp 98 de takımı şampiyon yapıyor.

Her halde bizde olsa takımı şampiyon yapması yeterli görülürdü. Bir sene sonraki başarısızlığı "doymuşluğa" yorulur, "değişim" gerekli sözleri başlardı. Ancak Arsenal yönetimi Wenger i sadece şampiyonluk için getirmiyor başa, bir "ekol" oluşturması ve dünya futbolunda her zaman söz sahibi olacak bir kulüp olabilmek için getiriyor...

Galiba bizim takımlarımız ile aradaki farkta bu. Günlük yada kısa süreli başlarılar yerine süreklilik arz eden bir başarı. Galatasaray 2000 nin başında yakaladığı başarıların tesadüf olmadığını gösteremedi. Devamlılık sağlayamadığı içinde Avrupada her zaman kendisinden bahsedilen bir kulüp olamadı. Başarının devamlılık arz etmesi çok önemli. Milli takımda dünya üçüncülüğünden sonra devamını getiremedi. Dünyaya "Türk Milli Takımı" ekolünden bir kabul sağlayamadı.

Sanırım istikrarın en önemli tarafı bir "kültür" oluşturma konusunda sağladığı fayda. Bugün "daha ileri-çağdaş" dediğimiz toplumlara baltığımızda gelişimlerini, "devrim" ile değil "evrimle" sağladıklarını; keskin değişimlerle yada atlamalar değilde daha yavaş ama devamlılığı olan değişim ile başarılı olduklarını görmekteyiz.

Özellikle Batılı Toplumlar da, bilginin sonsuz olduğunun kavranması ve bir insanın tüm bilgiye birden sahip olamayacığının daha iyi anlaşılması tecrübe ve geleneksel birikimin önemini arttırmıştır. Değişimin olmazsa olmaz olduğu şu dünya hayatında, değişimin-tekamül sürecinin niteliği, nasıl ve ne şekilde, hangi zamanlama ile yapılacağı konusu çok önemli hale gelmiştir.

Batı toplumu, değişimin gerçekliği karşısında, bu değişimin bir kesinti oluşturmadan gerçekleşmesi gereğinde farkıdanlığa varmış, "üzerine koyarak" gitmek geretiğini anlayıp bir kültür oluşturmanın (hangi konuda olursa olsun, mesela futbol kültürü!) devamlılık gerektirdiğine karar vermiştir.

Bizde ise hala bir "devrim" gerekliliği entellektüel cevrelerde ön planda tutulmakta. Bir dostum intihar eden ağabeyi için " O kendi ölçülerinde yinede bir devrim yaptı" diyerek -devrim mantığıyla- bu intihara yaklaşabilmekte.

Peki neden Arsene Wenger örneği ? Mesela Manchester United ın başındaki Alex Ferguson değil ? Çok daha uzun süredir takımın başında. Tam bir "istikrar abidesi". Ama,

Burada Wenger in takımıyla ilgili tutumu bana ilginç geldi. Kendisi uzun yıllardır takımın başında kalmasına rağmen futbolcular konusunda değişime son derece açık! Mesela Zaman ın haberinde de belirtildiği üzere 30 yaşın üzerine çıkan futbolcuları takımdan gönderiyor. Takıma kattığı futbolcular ise hep genç . Nerdeyse 26 yaş üstü hiç bir futbolcuyu almıyor.

Arsenal yönetimi Wenger ile "aklın" devamlılığını sağlarken, Wenger de oluşturduğu "kültür şablonuna" daha uzun süre katkı yapacak takım yapısını sağlamak ve bu yapıyı dinamik tutmak için bu tercihi yapıyor. Oluşmuş, oturmuş bir yapının içine gelen, taze henüz ön kabulleri oluşmamış genç yetenekler bu "kabın" şeklini alıveriyorlar. Wenger henüz işlenmemiş bu cevherleri işlemekteki başarısına güveniyor ve zaten O yeteneğide var... Üstelik bu yeteneğini geliştirmesini sağlayacak zamanıda bulmuş..

Açıkçası bende hiç bir elemanımı başka bir işletmeden transfer etmedim. Ya kendim yetiştirdim yada (şimdi,uzun süredir beraber çalışmakta olduğum kalfalarımı) askerden döndükten sonra aldım. Lakin alışkanlıkları değiştirmek kolay değil. Kurulu bir sistem üzerine başka bir kurulu düzenden gelen insanların alışması gerçekten zor oluyor...

Ne demiştik: "istikrar". Bu kavramın üzerinde milletçe durmağa ve düşünmeye çok ihtiyacımız var...

Hiç yorum yok: