82 Anayasası eleştirilip geldi. Ne dedik bu anayasaya “darbe anayasası”. Daha ne olsun değil mi ? Buna rağmen bu anayasa ile 25 sene yaşadık! Aynı, çıktığı şekliyle değil tabi, üzerinde baya bi tadilat yapıldı.
Şimdiler de “yeni anayasa olur mu olmaz mı ?” tartışması yapılıyor. Kimse “yeni bir anayasa gerekli mi?” demiyor. Hem fikiriz ki yeni bir anayasa şart, 82 anayasası ömrünü çoktan tamamladı . Lakin tartışma anayasanın yenilenmesi, içeriği , nasıl olacağı ile ilgili değil. Varsa yoksa “KİMİN YAPTIĞI ANAYASA” olacak, O!
Eyi de anayasanın ne olduğunu biliyor muyuz ?Bunun ne olduğunun ne işe yarayacağının toplum olarak farkında mıyız ? Her hangi bir vatandaş anayasa dan ne anlıyor ?
Popüler değimle “sokaktaki vatandaşın” yaklaşımı ne ?
Sayın Mustafa Erdoğan hoca 2006 yılında harika bir anayasa taslağı sunmuştu kamu oyuna. Çokça ayrıntılandırmadan “olması gereken”leri vurgulayan Sayın Erdoğan,sadece bir kesim tarafından “Atatürk e hitapla başlamasını ve ilke ve inkılaplarına dayandırılmasına” karşı çıktığı için dikkat çekmişti. Güçlü bir-iki liberal çevre sahiplenmiş ve bu taslağa hak ettiği değeri vermişti.
Malum medya ise bir linç girişimine kalksa da başarılı olmamıştı…22 temmuz sonrası Sayın Milletvekili Zafer Üskül “anayasanın giriş bölümünün değişmesi gerektiği”ni söylemiş ve “Dakka bir gol bir” yorumuyla karşılanmıştı…
Malumu O ya şu blog gündemi yakalayamadı getti. Yine ıskalamak üzereyken bir şeyler çizittireyim dedim,
Öncelikle Sayın Zafer Üskül olsun, Sayın Ertuğrul Günay olsun son zaman da dile getirdikleri düşüncelere yeni mi sahip oldular ? Yani AKP li olduktan sonra ! Hayır , bu insanlar Chp nin içindeyken de bu fikirlere sahiptiler, düşüncelerini inançlarını ifade etme özgürlüğü olmayan bir camia da , dışlanacaklarından hor görüleceklerinden bu gün ifade ettikleri yenilikçi, ileri görüşlerini ortaya koyamıyorlardı.
Gelelim anayasaya ve taslağına , bu tartışmaya balıklama dalmadan önce bir-iki noktaya dikkat çekmekte yarar var.”Ne alakası var?” denilebilecek bir iki geçmişten detay..
Geçtiğimiz on sene zarfında TBMM çok önemli kararlar aldı. Bu kararlarda bazıları çokça gündemde kaldı ve tartışıldı. Kimi kararlar ise üzerinde fazla durulmadan es geçildi.
Benim es geçildiğine inandığım önemli kararlardan biri, Sayın Demirel in cumhurbaşkanlığının uzatılmaMası yönünde alınan oylama kararı idi.
Bakın sayın eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel in cumhurbaşkanlığının devamını onaylamayan kararın O dönemki meclisten çıkması BÜYÜK BİR OLAY dır! Çok önemli bir dönüm noktasıdır.
O günkü meclis tablosu düşünüldüğünde son derece şaşırtıcıdır da. İktidar da ki koalisyon parti liderlerinin desteklediği , mecliste muhalefette bulunan iki partiden birisi Sayın Demirel in kurduğu parti olmasına rağmen Sayın Demirel in cumhurbaşkanlığı uzatılmadı!
Bu büyük bir değişimdir. Bu meclisin halkın sesine kulak vermesi, STATÜKO ya HAYIR demesidir. Lider sultasına ilk başkaldırıdır. Sayın Demirel in siyasi hayattan beklentilerini de bitiren bir karardır.
Artık bu ülkenin değiştiğinin, ülke insanının bir zihniyete karşı “artık yeter” dediğinin delilidir.
Her ne kadar 28 şubat sürecinin ürünü de olsa, yaptığı büyük hatalar ile ülkeyi gördüğü en büyük krize sürüklemişse de sadece bu karar ile benim için O günkü meclis “muteber” olmuştur.
Bu karar, milletvekilleri üzerinde ki “parti başkanı” sultasının bittiğinin yada sonuna gelindiğinin,kırk sene ülke siyasetinde rol oynayarak tüm güç dengelerinde söz sahibi bir güç haline gelmiş bir statükonun son bulduğunun göstergesiydi.
Bu karar, hem Türk siyasetinde , hem sosyal düzeninde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının göstergesidir. Aslında “mart teskeresi” nde çıkan kararında hazırlayıcısıdır.
60 lı yıllardan buyana süregelen O kutsal bildiğimiz meclisimizin silkinişi, kendisine gelişidir.
12 eylül darbesi ve 82 anayasası, siyaseten bitecek bir statükoyu 2000 li yılların başına kadar yaşatmıştır. Maalesef ülkeye çok büyük zararlar da vermiştir.
Şimdi bakıyoruz ki bir grup zevat “yeni bir anayasayı bu meclis yapamaz” diyor. Merhabalaaarrr… Yukarıda anlattığım değişimin farkında değiller, gerçekleri göremiyorlar.
Aslında “kurucu meclis” şu-bu derken Türkçe si şu ki : “bize sordunuz mu ?” diyorlar. Alınganlıkları tuttu.
Kurucu meclis diye bir “şey” ortay attılar. Her kes de bunu tartışıyor. Ancak bu adamların sözlerini doğru okuyamıyoruz. “Kurucu meclis, toplumun her kesiminin katıldığı bir meclis” imiş! Hayır yanlış bu zatların bahsettiği şey bu değil. Kavramın anlamı farklı…
Şu anda bu ülkenin başında bir meclis yok sanki ! Unutuyorlar yada öylesine ideolojilerinin esiri olmuşlar ki, Atatürk “inkılapları”nı “devrim” yapıp , 1917 Bolşevik ihtilali ile özdeşleştiriyorlar.
Beyler, bu ülke kurtuluş savaşını gerçekleştirirken, bir gerilla yada tek adam mucizesiyle değil, kurulu bir düzen ve meclisiyle var idi! Kurtuluş savaşı içinde dahi o ivedi kararları meclisten çıktı. Bu meclis Osmanlı Mebusan Meclisinin devamıydı!
Şimdi halkın seçtiği, var olan bir meclisi yok sayarak, yine halkı ve kararlarını aşağılayarak hakaret etmekten zerre kadar tereddüt etmeden “kurucu meclis” safsatasını ortaya atabilmek, gerçekten akıl ve izanla izah edilemez. Siz seçim sonuçlarını akla-mantığa vurmayı bırakın da , şu saçma sapan söz ve eylemleriniz bir değerlendirin !
Hala bu ülkenin 30-40 larda , en iyimser yaklaşımla 70 lerde yaşadığını sanan bu zihniyet sahipleri, mevcut iktidarlarının sonuna geldiklerini görmekten, ne yapacaklarını, nasıl saçmalayacaklarını şaşırdılar. Ancak bu şaşkınlıklarını içinde yaşadıkları zihniyetin tezahürü olarak görmek ve biraz daha anlayışla yaklaşmak mümkün.
Şaşkınlar, çünkü “bu ülke ne zaman 2000 lere geldi ve devlet bir ulusa kavuştu?” diye soruyorlar. Hala “vatandaşlık bilincinden bireyciliğe” yükselen bir toplumun şartlarını anlamaktan son derece uzaklar. Cahilliğe bir miktar tolerans tanımak, hoş görüde bulunmak mümkün. Ancak bu, tüm bir millete zarar veriyorsa “dur” denmeli.
Peki söylediklerinin Türkçe si ne? “Kurucu Meclis” ile neyi kastediyorlar ?
Asıl istedikleri bir “kurucu meclis” değil, bir “toplum-ulus kurucu makine-düzen”! Bu makine-düzenin yapıtaşı da elbette O nların iradesiyle hazırlanmış bir ANAYASA!
Müdahaleci-planlamacı sistem çatırdıyor.Son kale (!) daha düşmedi. (hani son kale CB idi ya) O son kale şimdi ANAYASA. (hoş bu zihniyet sahipleri için kaleler bitmez…)
Anayasayı, taslağını tartışmaya fırsat bırakmadan ortalığı toz duman ettiler ya, yine millet doğru tartışmanın ne olduğunu bu entelektüeller den daha iyi biliyor.
Taslağa baştan karşı çıkanların tarafı CHP de 92 de böyle bir taslak hazırlamış. (hayret değil mi? Chp bir şeyler yapıyormuş, yani halk adına devlet veya oligarşi çıkarı harici!) Bu taslak da şimdi tartışılmakta olan taslaktan çok farklı değil.Peki “kendi tarafları”nın oluşturduğu bu taslağı niye gündeme getirmiyorlar ? Neden “bakın burada da bir taslak var” demiyorlar ? Galiba niyet üzüm yemek değil. 82 anayasasında ki statükoyu korumak…
Anayasa nedir ?
Her şeyden önce anayasa, sosyal düzeni oluşturan bir hukuk manzumesi değil. Bu soysal düzenin bir parçası. Çok önemli bir parçası. Sosyal düzen oluşturan değil, kendiliğinden oluşan, var olan sosyal düzenin işleyişinin bir garantörü, devamlılığını sağlıklı bir şekilde sürdürmesini sağlayacak kurallar bütünü.
Yeni bir anayasa ile yeni bir toplum oluşturulmayacak, yeni bir sosyal düzen kurulmayacak, yeni bir ekonomi bilimi ortaya çıkmayacak.
82 anayasasından vazgeçilmesi gerekliliği, sosyal düzenin doğal akışını engelleyen, “olması gereken”in dışına çıkan kanunları içinde bulundurması. Anayasanın doğasına ters hükümlerin yer alması, anayasayı anayasa olmaktan çıkarması!
Anayasanın temel amacı bireyi devlete karşı korumaktır. 82 anayasası ve hatta diğerleri, devleti bireye karşı koruyan bir anlayışa sahip. Oysa ki anayasa, eline toplum tarafından zor kullanma yetkisi ve silahlı güç verilmiş organı (devlet) sınırlandıran, bireyi bu güce karşı koruyan yasalar bütünüdür.
Bunu böyle söyledikten sonra anayasanın en önemli yönünü olarak “negatif yönlü olmasıdır” diyebiliriz. Yani, bireyin ne yapacağını, nasıl yapacağını söyleyen, buna karar veren yönlendirici-şekillendirici değil, bireyin ne yap-a-mayacağını söyleyen, karar ve düşüncelerinin serbest-özgürce gelişmesini sağlayıcı olmalıdır.
Burada iki önemli kavramla karşılaşıyoruz:
-Yasaklama
-Emir
Anayasa, bireyin bir eylem yada faaliyet içine girdiğinde, ne yapmaMası gerektiğini “önceden” bilmesine olanak verir. Birey bu yasaklamanın dışında tamamen ÖZGÜRdür. Birey güç kullanma yetkisine sahip olan organın “ne yapacağını” önceden bilir, bilir ki bu organ bu sınırlar dışına çıkamaz. Birey yasaklanan haricinde her şeyi yapmaya özgürdür, devlet ise belirli-bilinen yazılı sınırlar dışında hiçbir şey yapamaz! ANAYASA bunu sağlar!
Anayasanın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini çok(!) bilen bazı zevatlar, anayasa taslağının içeriğiyle ilgilenmeyi bırakmışlar, anayasasının nasıl yapılacağını, kimin yapabileceğini, hangi şartlarda yazılacağını engin bilgileriyle anlatıyorlar…
Bu şahsiyetlerin zihniyeti çok açıktır ki, anayasanın bir toplum ve ulus kurucu özelikte olması gerektiğidir. Mesela anayasa bireyin “nasıl giyineceğini”,”neye inanacağını”, “ideolojisini” belirlemeli!
(Devam etmek dileğiyle…)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
Anayasa nedir ?
Her şeyden önce anayasa, sosyal düzeni oluşturan bir hukuk manzumesi değil. Bu soysal düzenin bir parçası. Çok önemli bir parçası. Sosyal düzen oluşturan değil, kendiliğinden oluşan, var olan sosyal düzenin işleyişinin bir garantörü, devamlılığını sağlıklı bir şekilde sürdürmesini sağlayacak kurallar bütünü.
Yeni bir anayasa ile yeni bir toplum oluşturulmayacak, yeni bir sosyal düzen kurulmayacak, yeni bir ekonomi bilimi ortaya çıkmayacak.
Mükemmel.. Bir de Atatürk inkılaplarını ucuz yoldan bolşevik"devrimi" yapanlara deinmeniz harika olmuş.. Bu ucuz devrimciliğe fakir de beşyıldır muhtelifortamlarda dikkat çekiyor ama tabii diktalar için en ucuz yol, kelimelere kumanda etmektir.
Elinize,aklnıza sağlık.
Üstadım hoş gelmişsiniz, sefalar getirmişsiniz. Bizim ev pek ziyaretçi almıyor, sayenizde şenlendik.
Yine bekleriz efendim, her zaman gelin. İnşallah yakın zamanda daha sık fikir alış-verişi yapabileceğimizi umuyorum
Sağlıcakla kalın...
Yorum Gönder