Evet, bu yazıya bir öncelik tanımalı ve blog a eklemeli:
Bu paragraf sadece beni bağlar, bir düşünce ve felsefedir ki bana ait :
“kendi gerçeğim içinde benim düşmanım yoktur!Çünkü benim gerçeğim sadece “Yaradan”ın şanı hüküm sürer. Her yerde bulunan Yaratıcı nın şanı içinde kötülük değil, sonsuza kadar sürecek iyilik bulunur. Bu benim gerçeğimdir. Çünkü kötülük ve savaş insanların yüreklerinden kaynaklanır. Ben kendiminkinde bunları “tercih” etmiyorum. Benim düşmanım yoktur!!!”
Bunu böylece deklare ettikten sonra,
Zaten tercih edilmiş olanı tercih etmiyorum, başkalarının “aptalca”,”saçma”, “uzlaşılmaz” diye nitelendirecekleri bir yaşam biçimini tercih ediyorum, bu yaşam biçimi bana özgürlük ve yücelik sağlıyorsa, beni eleştiren KARDEŞLERİMİ –insanları- yargılamıyor ve yadırgamıyorum, çünkü O nlar sadece, “kendilerine sahip” olanların duygularını yansıtıyorlar…
Temel bir yaklaşımımız var : “kabullenmek”Çoğumuz “gerçek” hayatın bize getireceklerini kabullenmeye istekliyiz. Bu da çok temel bir yaklaşımla bizi “kurban edilmeye” götürüyor…Ülkemizde ve dünyada , omuzlarına yüklenen sıkıntıları kabul etmeye istekli olan ve niçin böyle sıkıntıları olduğunu sormayan birçok insan var. Var mı ? bence pek çok var!
Onlar –bizler- sormazlar : niçin bu durumdayım?Sormazlar :Niçin bu durum da bulunmama izin veriyorum?Sormazlar : niçin benim çıkarlarım için işlemeyen bir sisteme esir olup zincirlere bağlanacakmışım diye…Sormazlar “niçin-neden” diye. Sormamamızın nedeni ne ? Çünkü “bilgi” insanı korkutur. Bilmek cehaletin verdiği rahatlığı yok eder! Çünkü bilmek yeri geldiğinde “hayır” demeyi getirir!
Sevgili dostlar, “DEHA” bilinenin değil, bilinmeyenin idrakidir. Her birimiz için “DEHA” aklımızın büyüklüğünü ortaya çıkarmakta yatar. Neden kendi aklımızı bu kadar küçümsüyoruz??? DEHA! İnsan dehası ataletin duraganlığın içinde ölüyor!
Göremiyor muyuz, yüce insan oğlu artık “kendi aklı” ile kendi adına düşünemiyor! İhlal edilemez hakkından –özgürlüğünden ve hür iradesiyle seçme-tercih hakkından- vazgeçiyor. Ne için ? “toplumsal bilinç” diye ne olduğunu tam olarak kimsenin açıklayamadığı olgu için!Bizi farklı kılan, yüce düşünme ve seçme hakkımızdır. Sınırsız –sınırlandırılmamış- düşünceyi kavrama ve bunu uygulanabilir hale getirme yeteneğimiz VAR! Biz –her bir birey- bunu gerçekleştirebilecek güçteyiz…
Toplumsal bilinç demişken şu toplumsala baktık mı hiç ?Baktığımız da yetenekli zihinleri ve yetenekli bedenleri görürüz, ama bunlar sülük gibiler.Neden ? Başkalarının sırtından geçiniyorlar. İsterlerse “bireysellikler”ini kazanabilirler..Ama, kendileri yapamadıkları için bütün dünyanın onlara bakmaya mecbur olduğunu düşünüyorlar.
Onlara bakanların bu işi sevgi ve vericilikle yaptıklarını görürsünüz. “Bu sonsuza kadar bir fazilet olarak kalacaktır” Ama insansa söz konusu olan, muktedir olma yeteneği olan, başkasının zorluklarla kazandıklarını pay çıkararak çalıyorsa , bu haksızlık değil de nedir ? Bu eşitlik midir ?
Bu insanlar yaşamı reddediyorsa nasıl, sadece var olmalarından dolayı birilerinin onlara bakıp beslemesi gerektiğini iddia edebilir yada bunu kendilerinde hak olarak görebilir ?
Yaşamdan elini eteğini çekmeyi seçen ve sokakları dolduran “sürülere” bizim bakmamız gerektiğini bildiren politik/ideolojik (top yekün kollektivist) hareketlerin içyüzünü görebilen “bireyler” var; bazıları politik/ideolojik kurnazlıkların arkasına sığındığı kisveyi görebiliyorlar.
Kendimizi hep, var olan haklarımızı asla keşfetmemeye alıştırmışız. Bunu “özgürlüğün bedeli” olarak ödenmesi gerektiğine inandırmışız kendimizi. Değil! Bu kölelik için ödediğimiz bir bedel! Toplumumuz kuralları kabul etmeye ve belli kalıplar içinde kısılıp kalmaya öylesine alışmış ki, düşüncenin özgürlüğünü ve duygunun itici hareketliliğini kavramayı başarabileceğimiz halde, bu yeteneğimizi itiyoruz ve öyle bir toplumda yaşıyoruz ki eğer “düşünebilen birey” seniz yüzünüzü herkes tanıyor. “İşte” diye gösterip suçlanacak adam O dur!
Bize kırmızı çizgiler çektiler “bu tartışılamaz” dediler! Bu ulusal bir tutumdur,davranıştır “değiştirilemez” i dikte ettiler. Her sorun da belli kalıplar oluşturuldu ve bunların dışına çıkılması kati engellendi.
Ancak şimdilerde insan olma ONURUNUN “bireysel aklın” yüceliğinde gören hür beyinler TARTIŞIYOR! Ne gerekiyorsa O nu…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
Üstadım,
Elinize , aklınıza sağlık...
İnsanın ferdiyetinden, şeytandan kaçar gibi kaçmayı dindarlık besleyen toplumumuzun neden GERİ kaldığını gayet güzel ifade etmişsiniz.
Fert yoksa insan yok, insan yoksa toplum falan da yok.... İnsansız toplum yaratmağa çalışan siyasi ümmetçilele , sosyalistlerin sözüm ona "antiemperyalist" söylemleri, aslında "düşmana" değil doğrudan , ferde yönelik bir silahtır.
İnsanı cemaate ( sosyolojik anlamda bahsediyorum, siz elbette anlayacaksınız da , şimdi işgüzarın biri çıkar "vaaay cemaat dedi, burası dinci, kapatalım!" falan demeğe kalkar...) mahkûm etmek onu öldürmekten daha kötüdür.
Çünkü insan öldürüldüğünde , onun üzerindeki zorlama ortadan kalkar ama cemaatsiz yaşayamamak ... İşte o insanı silmektir.
Sağlıcakla kalınız.
Yorum Gönder