18 Aralık 2007 Salı

Kurban Bayramı

Müslümanların Kurban'ı, kurban ettiğine duyduğu aşk ile kutladığı bayramı mübarek olsun.

Ülkemizde her kurban bayramında yaşanan güzellikler ile maalesef oluşan çirkinlikler içiçe yaşanır. Kurban edilene olan aşk'a bazen gölge düşer, kurbana olan saygıya ters düşer uygulamada yapılan yanlışlıklar. Çok şükür ki son yıllarda bu konuda daha bir duyarlı davranma yönünde gelişen bir bilinç var.

Kurbanın dini yönden ne olduğu klasik cümleler ile açıklanır. Kurban Bayramı öncesi son cuma namazı vaaz ve hutbasinde Kur'an da geçen şekliyle Kurban açıklanır, cemaate anlatılır. Biz ne bir din adamıyız nede bir din alimi. Bu konunun dini içeriğini yetkili ağızlara bırakmak, cehalettimizi gidermek için öğrenmeye çalışmaktan gayri bir amacımızda yoktur.

Ancak, hemen her sene Kurban öncesi bazı tartışmalar yaşanırya onlardan birine değinmek istedim. Hani bir grup zevat Kurbanın bir katliam, canilik olduğunu söyler. Bununla iligili en çok yazıp çizenlerden biride Sayın Zülfü Livaneli dir.

Bir Kurban Bayramı öncesi Sayın Livaneli nin yazısını okumuştum. Sayın Livaneli neden kurbana ve et yemeğe karşı olduğunu uzun uzun anlattıktan sonra şöyle bitiriyordu : "Hayvanlar benim arkadaşım, ben arkadaşlarımı yiyemem!"

Her tür görüşe saygılı olmak gerekir. Sayın Livaneli kendi bakış açısıyla haklıdır belki... Ancak şu son cümlesi üzerine bende diyorum ki, "hayvanlar benim arkadaşım değil, O nlardan yarar sağlamam için O nların düşmanım olması da gerekmiyor. Üstelik bana göre arkadaşım olarak görmediğim her hangi bir canlıyı yiyebileceğim gibi bir mantığımda yok!"

Kurbanı yada et yemeyi haklılaştırabilecek pek çok bilimsel gerçek sunulabilir. Bunun karşıtı olarakta elbet... Fakat bir konu var ki, üzerinde düşünülmesi gerekiyor. "Sinir sistemi daha az gelişmiş, insanın hakimiyet kurabildiği canlılara karşı, O nları yok etme kesme ve yeme hakkı var mı?"

Burada ince nokta "sinir sistemi" dir. Neden böyle söylenmiştir ? Lakin karşı düşünce tez olarak "sineklerde canlı, fakat O nları, bir pulsörün üstüne basıp zehir püskürterek öldürüyoruz" dediğinde çok faydalı bir çıkış noktası oluşturur "sinir sistemi" deyimi...

Lakin bir sinek konu edildiğinde "sinir sisitemi gelişmiş bir varlık değil!" denebilecektir. Bahis konu edilen "sinir sistemei belli bir düzeyde olan!" varlıklar. Elbette nasıl bir oranda gelişmiş.Peki hangi gelişmişlik biz insana O canlıyı yeme hakkı verir?

Kurban olarak kesilebilecek hayvanlarda bir sınırlama, özellik aranması tesadüf olbilir mi ? Bu varlıkların insan tarafından beslenebilir, soylarını devam ettirecek şekilde üretilebilir olmasıda tesadüf müdür?

Her insanın kendine göre bir inanışı, kurban olayına bakışı vardır. "Şunlar böyle düşünmekle yanlıştalar" demek yerine biz, kendi görüşümüzü ortaya koyalım:

Her yaradılmışın bir sonu, son bulduğu bir "yeri" vardır. İslam-i inanca göre insanın beden denen maddesel vücudu toprakta sonunu bulur. Hindu inancında ve Tibette insanlar yakılıp külleri bilmem ne vadisine serpilir. Kimi inanca görede mumyalanan beden ebedileştirilir. Öyle yada böyle her yaradılmış bir "son"a ulaşır.

İşte bu son, kurban edilen varlık için İNSAN vücududur! Sonunu insanın vücudunda bulmayan kurban adi bir leş olarak ölür ve ulaşması gereken sondan mahrum kalır. Kurban olarak seçilmiş olan hayvanlar en şerefli mertebeye insanın vücudunda bulacağı son ile ulaşır.

Kurban edilen hayvanlar için üzülen, humanistlik damarları kabaran insanlar, bir bilseler O kurbanların vardıkları yüksek mertebeyi, büyük ihtimalle o hayvanlara özenirlerdi...

Hiç yorum yok: